Görsel:
Cat Stevens'ın Yusuf İslam adıyla kayıt stüdyosunda kullandığı bir tef.
(Kaynak: collectors.com)
“6. Gün”, sandığımızdan da yakın olduğu iddia edilen bir gelecekte geçiyor. Klonlanmış balıkların denize salınması sayesinde açlık sorunu ortadan kaldırılmış, ölen evcil hayvanlar sahiplerinin isteği doğrultusunda kopyalanarak hayata döndürülmeye başlanmıştır. Başarısızlıkla sonuçlanan bir deney sonrasındaysa “Altıncı Gün Yasaları” çıkarılarak insan klonlanması kesinlikle yasaklanmıştır. Fakat yasaların olduğu yerde yasadışı girişimlerin de olması elbette kaçınılmaz bir durumdur. Kaçak şekilde insan klonlayan bir şirket faaliyetlerini gizlice sürdürmektedir. Fakat şirketin planları, yanlış adama bulaşmaları sonucu sekteye uğrar. Bu yanlış adam ise Arnold’dan başkası değildir.
Yakın geleceğe göz gezdiren bilimkurgu filmlerini kendi adıma her zaman ilgi çekici bulmuşumdur. Birkaç yıl içinde gündelik hayatın içinde yaygın şekilde kullanılmaya başlanacak olan pek çok buluşun prototiplerinin, bu tür filmlerde bilinçli olarak sinemaseverlere tanıtıldıklarına inanıyorum. Eminim ki “6. Gün” filminde izlediğimiz teknolojik ilerlemelerin büyük bir kısmı, Amerika’da bilim adamları tarafından keşfedilmiştir bile ama yaygın olarak insanların hizmetine sunulmak için bazı ayrıntıların halledilmesi gerekiyordur. Yani sosyal hayat teknolojik ilerlemeleri yaklaşık on yıl geriden takip etse bile, Hollywood bilimkurguları on yıl sonrasını şimdiden yaşamamıza olanak tanıyorlar diyebiliriz.
Filmin olumlu yönleri teknolojik ilerlemelere yönelik öngörüsü ile kısıtlı değil. Genelde klonlamanın, özelde ise insan klonlamanın serbest bırakılıp bırakılmaması sorusu, izleyenleri ahlaksal bir ikilemin ortasında bırakmayı başarıyor ve filmi izlerken bu konu üzerine sürekli kafa yoruyorsunuz. “6. Gün”, klonlama olayını farklı açılardan ele alıyor. Ölüm gerçeğini benimsemek için henüz çok küçük yaşta olan bir çocuğun mutluluğunu düşünerek, ailesinin onun çok sevdiği evcil hayvanını kopyalaması yanlış bir hareket midir? Böbrekleri rahatsız bir hasta, organ nakliyle sağlığına kavuşurken beyninde ciddi bir hastalık bulunan başka bir kimsenin, beyin naklinin zorluğundan dolayı hayata veda etmesi adil midir? Mozart, Einstein gibi dahiler kopyalansa kötü mü olurdu? Bu ve benzer sorular, klonlama olayını savunacakların öne süreceği düşüncelerden bazıları olacaktır.
Klonlamaya karşı çıkacak olanlar ise, kimlerin klonlanmaya değer olduğuna nasıl karar verileceği sorusunu yöneltebilirler. Kimse karar vermesin, klonlama gibi pahalı bir işlem için yeterli parası olan klonlansın demek de, dünyayı tanrının değil paranın yönettiğinin tasdik edilmesi olmaz mı? Filmi izlerken böyle soruların hücumuna uğrayamaya hazırlıklı olun.
“6. Gün”, ilk başta klonlamaya karşı duran kahramanının filmin sonunda fikrini değiştirmesi ile, kendi tercihinin klonlamadan yana olduğunu gösteriyor. Hollywood yakın geçmişte Sylvester Stallone’nin başrolünü oynadığı bilimkurgu filmi “Judge Dredd” ve Michael Keaton’lı komedi “Multiplicity” ile de insan kopyalama ve üretme olayını ele almıştı. “6. Gün” özellikle final bölümünün geçtiği mekanlar itibarıyla “Judge Dredd” ile önemli benzerlikler gösteriyor. Aslında film bir aksiyon-bilimkurgu olmak yerine ayakları biraz daha yere basan bir bilimkurgu olsa çok daha başarılı olurdu kanaatindeyim. Bu tür klasik Hollywood aksiyonlarının artık zamanlarını doldurdukları bir gerçek... Filmdeki patlamalar ve çatışmalar heyecan veya hayranlık yaratmak için yetersiz kaldıkları gibi, filmin ciddiye alınmasına da önemli şekilde engel oluyorlar. Arnold Schwarzenegger ise her zamanki gibi elinden geleni yapmaya devam ediyor. Umarım ileride daha iyi işlenmiş senaryolara kavuşabilir.
En son eklenen içerikten haberdar olmak için e-posta adresinizi kaydedin.