LOGO
"Şangaylı Kovboy" Eleştirisi

Bir Çinli Amerika'ya Bedel

Güven KAVADARLI - 5 Kasım 2000 (Bu yazı ilk olarak ntvmsnbc.com sitesinde yayınlanmıştır)
Şangaylı Kovboy Görsel: Jackie Chan, bu kez aynı filmde hem kızılderili, hem kovboy, hem de Çinliler’i tekmeliyor. (Kaynak: mandatory.com)

Hong Konglu Jackie Chan çocukluk yıllarındayken, gün gelip de Amerikan yapımı bir Western filminde başrolü oynayacağını tahmin edebilir miydi dersiniz? Hayat öyküsü gibi renkli bir kişiliği olan Chan, günümüz aksiyon yıldızlarının en sempatiği... Son olarak Chris Tucker ile “Bitirim İkili” filminde izlediğimiz Chan, bu kez Owen Wilson ile yan yana geliyor. “Şangaylı Kovboy” Asya’da başlayıp Amerika’da devam eden bir macerayı anlatıyor. Çinli prenses Pei Pei istemediği bir evlilikten kurtulmak için Amerikalı öğretmeninin de desteğini alarak Yasak Şehir’i terkeder ve özgürlükler ülkesinin yolunu tutar. Fakat prenses bu yeni kıtada öğretmenin ihanetine uğrar ve zamanında ülkesi Çin’e ihanet etmiş bir haine satılır. Yasak Şehir’e gelen fidye mektubundan sonra prensesi geri almak için en iyi üç imparatorluk muhafızı yaşlı bir tercümanla beraber görevlendirilirler. Elinde imkan varken prensesin gidişine engel olamadığı için pişmanlık duyan dördüncü bir muhafız daha görevde yer almak ister ve yaşlı tercümanın yeğeni olduğu için bu isteği kabul edilir. Amerika’da gelişecek olaylar sonucu dördüncü muhafız diğerlerinden kopacak ve acemi bir tren soyguncusunun da yardımıyla prensesi kurtarmak için çabalayacaktır.

Filmin kahramanı olan dördüncü muhafızı elbette Jackie Chan canlandırıyor. Chan’in tercümanın yeğeni olması gibi bir senaryo kıvraklığı ile de, hayatı Yasak Şehir’de geçen bir Çinli’nin nasıl olup da iyi derecede İngilizce konuşabildiği sorusunun kafalarda oluşması engelleniyor. “Şangaylı Kovboy” için yapılabilecek en yerinde tesbit, bu filmin bir “masal” olduğudur. Nasıl olmasın ki? Filmin, yürekleri taş bağlamış kötü adamları, film boyunca iki ezeli düşmanları hariç kimseyi öldürmeyen altın kalpli, saf, çocuksu kahramanları ve en önemlisi masalların ilk şartı olan bir adet prensesi var. Durum böyle olunca özellikle filmin sonlarına doğru gittikçe artan klişelere ve Çinliler’in aralarında İngilizce konuşmaları gibi senaryo zaaflarına hoşgörü ile yaklaşmaktan başka çare kalmıyor. Amerika’da sıradan ama özgür bir insan olmanın Çin’de mahkum bir prenses olmaya tercih edilmesi ile Hollywood elbette yine vatandaşlarının gönlünü almayı ve bir dünya devleti olduğu mesajını vermeyi ihmal etmiyor. Bu tutum belki eleştirilebilir ama dediğimiz gibi insan bir masala kızamıyor ki! Ayrıca Amerika’yı bir uçtan diğer uca kadar saran demiryollarının inşa edilmesinde, Amerika’da yıllarca hor görülen Çinliler’in emeklerinin gösterilmesi filme artı puan getiriyor.

Jackie Chan’e sempati ile yaklaşan bir insan olarak film hakkında olumsuz görüş bildirmekten kaçınacağım. Onun filmlerindeki dövüş sahnelerinin son derece özen gösterilerek ve emek verilerek çekildikleri bir gerçek... Nasıl ki eski müzikal filmlerdeki dans sahneleri için “bu adamlar şimdi niye durduk yerde oynamaya başladılar ki?” denemeyeceği gibi, Chan filmlerinde de “yine mi kavga, sıktı ama artık” denmesinin doğru olmadığı görüşündeyim. Chan’in dövüş sahnelerinde kareografi olarak Fred Astaire zerafetini değil ama Gene Kelly’nin dinamizmini yakalamak mümkün.

Diğer kahramanı oynayan Owen Wilson, hangi koşul atında olursa olsun hiç değişmeyen sakin bir ses tonuyla filmi tamamlıyor ve yaramaz ama iyi yürekli bir çocuk karakterine sahip acemi soyguncuyu başarıyla canlandırıyor. Geri kalan oyuncular da böyle bir filmde kendilerinden beklenebilecek en iyi performansı sergiliyorlar. Adıyla “High Noon”, final sahnesiyle “Butch Cassidy and the Sundance Kid” gibi Western klasiklerine göndermede bulunan film, iki saat boyunca eğlendirmeyi başarıyor.

Tepkiniz:
Paylaşın: