Görsel:
Cat Stevens'ın Yusuf İslam adıyla kayıt stüdyosunda kullandığı bir tef.
(Kaynak: collectors.com)
Bilmediğinden korkmak, farklı olanı dışlamak ve kendinden zayıf olana hükmetmek insanoğlunun tarih boyunca sürekli sergilediği üç davranış biçimidir. Yeryüzünde masum veya günahsız olarak nitelendirilebilecek ne bir toplum ne de bir insan vardır. Otoriteyi ele geçirmeyi başaran her topluluk, diğerlerini ezme fırsatını hiçbir zaman kaçırmamıştır. Ama bu özelliklerinden dolayı insan aslında saygı duyulmayı hak etmese bile insan hayatı her zaman için çok değerlidir. Yaşamın kıymetinin ve başkalarının yaşam haklarına saygı göstermenin bir zorunluluk olduğunun herkes tarafından anlaşıldığı gün, insanın milyonlarca yıldır süren evrimi de tamamlanmış olacaktır. Son yılların en gözde Amerikan çizgi romanı olan “X-Men”in, temelinde bu düşünceleri barındırdığına inanıyorum.
Film, insanlık tarihinin ayrımcılık üzerine en büyük utançlarından biri olan Auschwitz toplama kampında başlıyor. Babasından ayrılmanın üzüntüsüyle kampın tel örgülerini uzaktan büken bir çocuk, Alman askerleri tarafından zor zapt ediliyor. Bu girişin ardından film günümüzden çok uzak olmayan bir geleceğe sıçrıyor. Gündemdeki konu, sayıları her geçen gün artan üstün yetenekli mutantların isimlerinin belirlenmesi ve onların denetlenerek normal insanlardan uzak tutulmalarının sağlanması. Yıllar evvel toplama kampında yaşadıklarından dolayı insanlara karşı tüm hoşgörüsünü yitirmiş olan Eric Magnus Lehnsherr bu yeni girişimi “fişlenmek” olarak yorumlar. Magneto adını alır ve kendisi gibi öfkeli diğer mutantları da etrafına toplayarak insanlara karşı savaş açmaya karar verir. Magneto’nun tekerlekli sandalyeye mahkum eski dostu Profesör Charles Xavier ise, kendisi bir mutant olmasına rağmen insanlara karşı sonsuz bir saygı duymakta ve onlarla barış içerisinde yaşamak istemektedir. Ayrıca açtığı gizli okulda mutantların hayatlarını güven içinde sürdürmelerini ve yeteneklerini kontrol etmeyi öğrenmelerini sağlamaktadır. Magneto ve Profesör Xavier’in ekipleri birbirleriyle kıyasıya bir mücadeleye girişirler. Rogue lakaplı genç bir mutant ise bu mücadelenin anahtar ismi olacaktır.
Uyarlandığı çizgi romana saygı duyduğunu ve anlattığı hikayeye inandığını samimi şekilde hissettiren “X-Men” için kötü bir film demek doğru olmaz. Yönetmen Bryan Singer, mutant karakterlerin dramlarını, tüm o üstün yeteneklerine rağmen aslında kendilerini nasıl da savunmasız, dışlanmış ve yalnız hissettiklerini anlatmak istemiş. Mutantların üstün yeteneklerinin meydana gelme nedenlerinden biri olarak, gençlerin ergenlik döneminde yaşadıkları yoğun stres gösteriliyor. Örneğin Rogue’un dokunduğu veya öptüğü kimselerin yaşam enerjilerini emmesi, gençlerin karşı cinsle ilişki kurma arzularının aileleri tarafından çeşitli baskılar sonucu engellenmesinin onlar üzerinde ne gibi psikolojik sorunlar yaratabileceğini sembolize ediyor. Diğer mutantların yetenekleri için de benzer çıkarımlarda bulunmak mümkün. Kısaca “X-Men”in alt yapısı, önüne gelenin birbiriyle kapıştığı içi boş bir aksiyon çizgi romanı olmaktan çok daha fazlasına sahip.
Mutantların çokluğu ve filmin süresinin darlığı karakterler üzerinde fazla yoğunlaşılmasına izin vermese de, “Olağan Şüpheliler”de dramatik anlatım gücünü ispatlayan Singer, izleyenleri kahramanların inandırıcılığı konusunda belli miktarda tatmin etmeyi başarıyor. Filmin asıl hikayesi ise çizgi romandaki herhangi bir “X-Men” macerasından daha yaratıcı veya dikkat çekici değil. Hatta sonlara doğru oldukça sıradanlaştığı bile söylenebilir.
Profesör Xavier’i canlandıran Patrick Stewart ve Magneto’yu oynayan Ian McKellen’ın varlıkları filmin etki gücünü ve saygınlığını şüphesiz arttırıyor. İki usta aktör, düşmana dönüşen eski dostları başarıyla canlandırıyorlar. Hugh Jackman, Anna Paquin, Famke Janssen ve senatör Robert Kelly’yi oynayan Bruce Davison filmi ayakta tutan diğer isimler... Filmin neredeyse yarısını kapsayan dövüş sahnelerindeki özel efektler ve yılların kompozitörü Michael Kamen’ın etkili müziği, “X-Men”in diğer başarılı yanlarını oluşturuyor. Gençler bu filmi elbette kaçırmak istemeyeceklerdir ama büyüklerin de biraz baş ağrısını göze alarak izlemelerinde fayda var.
En son eklenen içerikten haberdar olmak için e-posta adresinizi kaydedin.